Ömrüm, Leyla

Tanıdığım en çapkın erkekti, öyle ki kilometrelerce uzaktan yürüyüşünden, bakışından bile bunu anlardınız. Bir sevgilisine akşam randevu verirken bir diğerine, bal köpüğümle başlayıp dünyanın en narin çiçeği olduğuyla biten mektuplar yazardı…
Benim içinse dünyanın en iyi dostuydu. Bende o zamanlar, kendimce deli sevmişim bir daha böyle sevemem diyorum, anlatıyorum ona, bazı kelimeleri bulamıyorum anlatırken, o tamamlıyor söyleyeceklerimi. Anlatırdım anlatırdım, o da dinlerdi sorardım; Sence seviyor mu beni, hayır sevmiyor derdi, hiç anlatmadığım zamanlarda bitti mi diye sorardı, bende yok derdim bitmediii…
Bir gün eskisi gibi olmadığını fark ettim…
– Neyin var dedim.
-Aşık oldum dedi.
-Sen hep aşıksın dedim, inanmadım ona…
 Nasıl sevdiğini, öyle bir anlattı ki bu defa içten içe allahım, şu ahir ömrümde neden, biri de beni bu kadar çok sevmedi dedim dersem…
-Sordum kim, nasıl biri…
-“Türk lokumu gibi, benzersiz.”
– Güldüm, tanıyor muyum?
-Evet dedi…
-Kim?
Gülümsedi, elini uzattı, bir kâğıt istedi, gözlerimin ta içine baktı, yazdı.
Bende bir merak… aldım heyecanla açtım kağıdı okudum, “LEYLA”!!!  Leyla mı o kim, tanımıyorum ki onu. Kim olduğunu söylemeden gitti.
Aylar sonra bir kafe de karşılaştık oradan buradan konuştuk, sonra söz Leyla’ya geldi söyle kim bu Leyla? O an, gözlerinden kalbime sıcak pınarlar aktı, onda gördüğüm en masum bakıştı, “LEYLA” sensin dedi, cevabı duyduğumda kalbim altüst oldu, biri de beni böyle sevsin diye içten içe kıskandığım aşkın sahibi benmişim…
Ömrümde ayaklarımın yerden kesilişiyle yere basması hiç bu kadar hızlı olmamıştı. Ah benim kararsız korkak gönlüm, bana yaşatacaklarından korktuğumdan, ona “olmaz” dedim.
Çok uzun yıllar ondan hiç haber alamadım.
Yıllar sonra önce kahve fincanında isminin baş harfi çıktı, sonra ansızın yolumuz yeniden kesişti, onun kaderim olduğunu düşündüm, bu defa ona cesaretle tamam dedim. Söz ver ne olursa olsun ellerimi bırakmayacaksın dedi, söz dedim.
Onun için ben, gerçekleşen rüya, gelmesi mümkün olmasa da beklenen… yıllarca vazgeçemeden özlenen, kabul olmaz denilen duanın adı, ömrünün sahibi “sen benim hiçbir şeyimsin” şiirindeki her şeydim…
Benim için o, hayata dair tüm kırgınlıklarımın ödülüydü. En önemlisi beni benimle tanıştırdı. Mutluydum… hem de çok…
Onda ki ömrüm, kelebeğin ömrü kadar bile sürmedi, beni yanıltmadı. Hayata dair tüm büyük konuşmalarımı bana yaşattı. Zamanla yalanlarını sorgulamaktan yoruldum bende, sorgulamaktan vazgeçip kendimi onun yalan rüzgarına bıraktım ama yetmedi, bir sabah uyandığımda kalbim kırık, gururum paramparça, o gün anladım, insan yaşayacaklarından kaçamıyor.
Her şeye rağmen çok sevdim “gitme, razıyım” dedim. Tutması için elimi uzattım ama, gitti… baharım kış oldu, içim üşüdü, çiçeklerim soldu, nefesim kesildi ve bende çok şey bitti…
Neyse ki, her şeyin ilacı zaman imdadıma yetişti. Şimdi, o’da benim için her şeyden hiç bir şeye doğru hızla yol almakta. Eskiden kalbimin acıdığı şeylere artık hissiz bir duygu eşlik etsede yine de, anlamsız yerlerde anlamsız zamanlarda aklıma geliyor. …Çantamda bir şey ararken, tatlı yerken, kahkaha atarken, aynada gözlerime, gökyüzünde yıldızlara bakarken, zaman zaman “benzemez kimse sana” diye şarkı söylerken, ve her yaz mutlaka anısına zerdali yerken, keşke bilebilseydi tüm kırgınlığıma rağmen onu anımsayıp gülümsediğimi…
Reklamlar

4 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s