Aziz Sahaf

”Ve kitapları sadece okumak için değil,sayfalarda sana ait bir şeyler bulmak için okursun.” Mehmet Ali KILINÇ

I

Karakter, bir bireyi ve yahut topluluğu başkalarından ayıran kendine özgü olan ve davranışlarını belirleyen en temel özelliktir. İnsanın başlangıçta doğuştan gelen tek karakteri vardır, fakat bence bu yaşamını devam ettirdikçe değişir, şekillenir ve şu anki üstünde taşıdığı, kabul ettiği ya da etmediği, kimileri tarafından iyi kimileri tarafından kötü görünen bir hale bürünür. Her ne kadar insan dışardan analiz edildiğinde tek karaktere sahip olduğu kanısına varılsa da aslında “olmak istediği” ve “dışarıya yansıttığı” iki karaktere sahiptir. Bu yönüyle çoğu insan çelişki içerisinde olup yapmak istediği davranışları dışarıya yansıtamayınca kötü bir izlenim çizebilmektedir.  O halde benim dışarıya yansıttığım karakter ile olmak istediğim ya da olduğunu zannettiğim karakterim arasında ne kadar fark var, bunu bilmek mümkün müdür, farkları ortaya koyduğumda yansıttığım ile olmasını istediğim davranış farklılıklarına çözüm bulmak kolay mıdır ya da gerekli midir?

Aklımdan bunlar geçerken kapının kapanma sesiyle irkildim ve gözlerimi açtım. Kendimi bir koltuk üzerinde iki elimi kolçaklara atmış, ayaklarımı uzatmış, karşımda bulunan modelini seçemediğim elli beş ekran bir televizyonda bir şeyler izlemeye hazır ve nazır olarak buldum. Odanın bir adet penceresinin üstü dışarısı izlenmeyecek şekilde gazeteler ile kapatılmıştı. Dört köşesinde gözlerimi çok fazla yormayacak şekilde ayarlanmış ışıklar ve koltuğun kenarında bulunan sehpa üzerinde bulunan bir bardak su dışında odada hiçbir şey yoktu. Burası ne benim yaşadığım oda ne de bu eşyalar benim eşyalarımdı. Ve zihnim dışında hiçbir uzvumun hareket etme imkânı olmayıp, uyuşturulmuş şekilde öylece oturmaktaydım. Kapıyı kimin kapattığı konusunda en ufak bir fikrim yoktu. Ya gerçekten uyanmamıştım ve bu benim için bir rüyaydı ya da kaçırılmış olabilirdim. Hayatımda para, makam ve statü getirecek hiçbir şeye sahip olmadığımdan dolayı ilk seçenek daha mantıklıydı benim için, bu bir rüyaydı ve ben az sonra uyanacaktım. Sadece bütün bu olanların bir anlamı olduğunu düşünüyordum.

Aradan uzun zaman geçmeden televizyon kendiliğinden açıldı ve görüntüler akmaya başladı yavaş yavaş ekrandan.  Ekranda, arka fon siyah, yazı beyaz ve alabildiğine dikkat çekici. “…İyi ama, gerçek her şey demek değildir ki… Hiç değilse işin yarısı, bu gerçeklere nasıl bakıldığına bağlıdır…” Ben bunu bir yerde okumuştum, hatta ezbere biliyordum. Aklımdan çıkmamasının sebebi o gün yaşadığım aslında normal görünen ama haftalarca zihnimi meşgul eden bir olaydı. Sebebini günlerce düşünmüş kendimi empati yapmaya zorlamış, hatta bu olaydaki iki gence ulaşmaya çalışmış, ama bir sonuca ulaşamamıştım. 

Aslında olay hakkında nereden başlayacağımı bilmiyorum, düşüncelerim hatıralarım nereye sürüklerse ondan bahsedeceğim, içinden geldiği gibi…

Devamı salıya…

Reklamlar

3 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s