Aziz Sahaf《ikinci bölüm》

Ben Aziz, otuz sekiz yaşında, küçük şirin bir sahaf dükkânı olan, çok konuşmayan, çoğu kişi tarafından sevilen sıradan biriyim. Beni içinde barındıran, günümün tamamına yakınını geçirdiğim, saatlerce tek bir kişi gelmese bile zamanın nasıl geçtiğini anlamadığım, elli metre kare, dört bir tarafı kitap raflarıyla, kitaplarla, kitap kokularıyla, düşüncelerle, fikirlerle, sevinçlerle, üzüntülerle ve daha sayamadığım birçok şeyle dolu, küçüklüğümden beri hayalim olan bu yere bundan tam beş yıl önce kavuşmuştum. Dışardan bakıldığında garip olan bir hayatım ve işim vardı. Bana göre önemli olan hayatımın dışardan nasıl göründüğü değil, benim içerden ne hissettiğimdi ve ben huzurluydum, evet o anki ruh halimi tanımlayan tek ve asıl kelime buydu.

Böyle bir yer açmayı düşündüğüm ve bütün varımı yoğumu bu işe sarf edeceğimi yakınlarıma açtığım zaman tabi ki olumlu tepkiler almadım. En ilginci çok sevdiğim bir arkadaşımdan gelmişti. Bu yeri açacağına git hayır kurumuna bağışla daha faydalı olur demişti. Çok canımı sıkmış ve hayalimle dalga geçmesini hazmedememiştim. Tabi ki hayatta insanın en değerli hazinelerinden biri sizi eleştiren hakiki dostların yanında bulunmasıdır. Ama hayalinizle dalga geçen ve bu sınırı aşan biri için bu geçerli değil. Sakin bir tavırla ona dönerek isminin de etkisiyle bir olay anlatmaya başladım.

Eyüp dedim, şeytan bir gün gelip Allah’a demiş ki “Bir insanın ruhuna iddiaya girelim”. Yükseklerden Eyüp peygambere bakmışlar. Dindar, sadakatli, bilgili ve imanlı bir adam. Şeytan “Fikrini değiştirip sana lanet okumasını sağlayabilirim”. Allah “Dene ama yapamazsın” . Şeytan işe koyulmuş, Eyüp peygamberin sürülerini öldürüp, tarlalarını elinden alır, ona çıbanlarla bela olup onu kül yığınına atıp, türlü belalara maruz bırakır. Ama bunlar Eyüp peygamber fikrini hiç değiştirmez. Sonra Eyüp’ün gözlerinin içine biraz sert biraz alaycı bir ifadeyle bakarak “Sorarım sana Eyüp şeytan bile Eyüp peygamberin fikrini değiştiremez durumda iken, hayatta hiçbir hayali olmayan, hedefleri ve beklentileri bir aptal gibi yaşlanmaktan öteye geçememiş sen benim fikrimi nasıl değiştireceksin?”. Yüzüme boş ve alıngan ifadelerle baktı ve hiçbir şey söylemeden kalkıp gitti.

Ekranda akan kelimeleri de işte tam bu yeri açtıktan bir hafta sonra, bu küçük dünyamda bulunan tahta taburemin üzerinde, bir öğleden sonra, bitmek üzere olan çayımı yudumlarken, şu an ismini hatırlamadığım, Dostoyevski’ ye ait bir kitapta okumuş ve bu cümlelerin tamamlanmasının ardından yazara yaşadığım olaylarında etkisiyle hak vererek kitabın kapağını kapatmıştım.

Ayağa kalkıp elimi yıkadıktan sonra, kitap raflarının arkasında bulunan yere geçerek paltomu aldım, yürümeye karar vermiştim. Kapıyı kilitleyip hızlı adımlarla dışarıya çıktım. Çok fazla ilerlemeden dükkanıma çok yakın olan, çoğu zaman fazla insanın bulunmadığı, etrafında kaldırımın kenarlarına nizami şekilde dikilmiş ve kendi haline bırakılmış çam ağaçlarının bulunduğu parka geldim ve ilk bulduğum banka oturdum. Tam karşımda boş bir bank bulunuyordu, sırtım yola dönük ve karşımda uzun binalardan başka bir şey görmüyordum. Karşılıklı banklar var, birini seçseniz yol, diğerini seçseniz bina, ne güzel seçim hakkı vermişler diye düşündüm kendi kendime.

Çok geçmeden karşımda duran banka biri sağdan biri soldan iki genç gelmiş, sessizce ve yan yana oturmuşlardı. Sağdaki gencin üzerinde krem renk pantolon, siyah spor bir ayakkabı, deniz mavisi bir gömlek ve üzerinde koyu lacivert ceket vardı. Yüzünde çok yorgun olduğunu belli eden bir ifade vardı ve kahverengi gözlerinin altında oluşan hafif şişlik ve yüzünün rengini aşan koyuluklar sıkıntılı olduğunu belli ediyordu. Siyah ve kısa olan saçlarının da taranmamış ve dağınık olması bu durumu destekler nitelikteydi. Soldaki hanımefendinin üzerinde ise açık mavi bir kot pantolon, beyaz bir babet, beyaz bir bluz ve koyu kırmızı bir yelek vardı. Son derece bakımlı olan saçları ve yüzünün görünüşü ise yanında oturan gencin tam tersiydi. Son derece dinç görünüyordu.

Birkaç dakika sonra birbirlerine doğru döndüler ve yaklaşık on dakika birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. O sapasağlam duran kızın gözlerinden inci gibi birkaç damla yaş süzülmeye başladı, ardından diğer gencin gözlerinde de belirdi damla damla gözyaşları, birbirlerinin ellerini tuttular ve aniden kalkarak arkalarına bile bakmadan geldikleri yönde giderek birbirlerinden ayrıldılar.
Yağmur yağıyordu. Yağmurun dünyadaki kötülükleri, acılara, gözyaşlarına bir perde olduğu söylense de bu şu an için geçerli değildi, ağır bir hüzün çökmüştü havaya, yağan yağmurun inadına…
Devamı haftaya…

Aziz Sahaf

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s