Gözyaşım

Büyük bir hata yaptım, ama çok geç artık, yıkım gerçekten büyük ve buna ben sebep oldum. “…ölüm cezası ile cezalandırılmasına…”. Yaşadığım müddetçe kendi cümlelerim aklımdan gitmeyeceğini ve beni günden güne eriteceğini bilmiyordum, şimdi daha iyi anlıyorum. 

Aklımdan bunlar geçerken korna sesiyle birden irkildim. Rahatlamak için gittiğim hiçbir yerde artık sessizliği bulamıyordum. Oturduğum yerin tam karşısında on yaşında bir çocuk koşarken ayağı takılınca düştü. Kovalayan arkadaşı gözlerini arkadaşına dikmiş ve düştüğünde çektiği acıyı içinde duyar gibi öylece duruyordu. Belki o sebep olmuştu, belki birine zarar verecek biçimde hata yaptığında ve böyle hissettiği anlarda içini saran pişmanlıktı onu böyle davranmaya iten, zararlı sonucun meydana gelmesine katkıda bulunmuştu, pişman olmakla üzülmek arasındaki bir duyguyu yaşıyordu muhtemelen, arkasından öyle koşturmasaydı öyle düşmeyecekti, belki de bilinçli olarak kovalamış, düşeceği aklına gelmesine karşın yaptığı eyleme devam etmişti, bir kıskançlık sonucunda bunu yapmış olabilirdi, ama yaş olarak çok küçüktü ve bunları düşünmesi zor görünüyordu. Tüm bunları aklımdan atıp ayağa kalktım ve evimin olduğu sokağa doğru yürümeye başladım. Emekli olduğum günden bu yana yaptığım şeylerden sadece biriydi bu. Hayatım sıradan hale gelmişti. Yaptığım işler, konuştuğum sözler, yediğim yemekler, yürüdüğüm yollar, dinlediğim müzikler, gördüğüm rüyalar ve hatta kâbuslar hepsi aynıydı. İnsan yaşlanınca ve yalnız kalınca daha iyi anlıyor bunları.  

İsmim Ferit, 65 yaşında kendi köşesine çekilmiş ve ölümü bekleyen yorgun, pişman, zavallı ve adi bir hâkimim. Hâkim, adalet dağıtan, hakkı olana hakkını veren kişidir. Hakim; hakim, emin, mekin, metin olmalıdır. Önüne gelen her davada adaleti tesis etmesi gereken, her dosyayı ayrıntılı inceleyerek gerçeği ortaya koyan, taraf tutmayan, az uyuyan, çok çalışan, üzerindeki cübbenin ağırlığı var deyip hakkı olana hakkını veren, bir hâkimin yapması gereken aklınıza gelen ne varsa her şeyi yapan ayrıca, yanlış karar verdiğimde bunu düzelten insandır hâkim. Ben düzeltemedim,  vicdanımın beni yiyip bitirecek, her gün kâbuslar içinde uyanacağım ve pişmanlığımın bir ömür süreceğine adım kadar eminim. Hâkim kelimesinin sizde karşılığı ne bilmiyorum ama ben nefret ediyorum. 

Hızlı yürümeliydim. Dilan belki de gelmek üzereydi. Ay boyunca en çok beklediğim gün işte bugündü. Dün telefonda görüşmüştük, işlerini hallettikten sonra uğrayacağını söyleyip kapatmıştı telefonu. Dilan Başaran, ben emekli olduğumda mesleğe başlayalı üç sene olmuştu ve benim bulunduğum ceza mahkemesinde göreve başlamıştı. Orta boylu, hafif zayıf, gözleri kara, kendi kara, uzun saçlı, tatlı ve hırslı biriydi. Evimin önüne geldiğimde henüz arabasını gelmediğini görünce biraz daha vaktimin olduğunu düşünerek eve geçtim ve huzuru bulduğum tek oda olan kitaplarımın bulunduğu odada kıvrılarak biraz uyumaya karar verdim. Kapının anahtarını ceketimin sağ iç cebinden çıkartıp kapıyı açtım. Koridorda hızlıca ilerleyerek odama geçtim. Kanepenin üzerine kıvrılarak gözlerimi kapattım. 

Etrafımda hiçbir ışık yoktu, her taraf zifiri karanlık. Nerede olduğumu biliyordum. Karşımda birden bir ışığın içerisinde üç adam belirdi, ikisinin yüzü maskeli, diğeri açık. Çok iyi tanıyordum yüzü açık olanı, oydu işte, hayatımın hatası ve ıstırabımın baş mümessili. Tam önlerine bir tabure, darağacı ve ucundan sarkan yağlı urgan. Ölüme giden mahkûmun son isteği benim gözlerime bakarak ölmekmiş, bunu hissediyordum. Çıkardılar sehpaya, geçirdiler boynuna ipi, o sadece bana bakıyordu, yüzünde hiçbir ifade yok, son sözün var mı diye soruyorlar mahkûma, bana yöneliyor ve gözlerimin içerisine bakarak “bu anı ömrün boyunca unutma” diyor sadece. Birden bir şey oldu. Roller değişmişti anlaşılan, ne oluyor öyle sehpanın üzerinde ben mi varım, boynumda ip mi sarılı, daralıyorum durun bir dakika, yanlış yapıyorsunuz, burada olması gereken ben değilim o, derken uyanıyorum kâbusumdan gözümde bir damla yaşla beraber. 

Gözyaşı, gözlerin temizlenmesi ve nemlenmesini sağlayan, göz boşluğundaki bezlerin salgıladığı tuzlu bir sıvı. Sebebi korku, keder, sevinç, esneme veya kaşıma olabilir, ama ben uyandığımda bunun neden olduğunu bilmiyorum, eğer korku ise kendimi çok aşağılık bir insan olarak görmeye devam edeceğim. İşte böyle kabuslarla uyanıyorum her gün. Gözüme Nazım Hikmetin kitabı ilişiyor ve yaşamaya dair şiirinden; 
“İnsanlar için ölebileceksin,  Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,  Hem de en güzel en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde…” dizeleri geliyor aklıma. Ben ise tam tersini seçmiştim. Hem kendi hem de başkalarının hayatını kendi ellerimle mahvetmiştim…

Devamı yarın…

Reklamlar

2 comments

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s