Gözyaşım《ikinci bölüm》

Ayağa kalkıp, elimi yıkadıktan sonra mutfağa geçtim. Dün gelen temizlikçinin hazırladığı atıştırmalık börek, kek ve meyve suyundan biraz alıp, balkona oturdum elimde bir kitapla beraber. Son zamanlarda kendi içinde bulunduğum ruh halini anlamaya çalıştığım için psikoloji kitaplarına sarmıştım. Irvin Yalom isimli yazarın kaleminden  “Nietzsche Ağladığında”. Kitabı bıraktığım yerden okumaya devam ettim. Yaklaşık on dakikadır bir cümleye odaklanmıştım. “Ben de sizin gibi gece korkularıyla boğulurum. Ben de sizin gibi neden korkuların geceleri hüküm sürdüğünü düşünürüm. Bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmadığını anladım; korkular da yıldızlar gibi hep oradadırlar, ama gün ışığı onları gizler.” Evet, tamda dediği gibi korku, üzüntü ve pişmanlıklar hiçbir zaman ve an hayatımdan gitmiyor. Korku rahatsız edici bir şey karşısında tehditle karışık vücut üzerinde etkisi olumsuz bir his. İnsanın hissettiği duygulardan sadece bir tanesi, ama bize verilen en büyük ve en yüce duygu unutmak bence, unutmasaydım yaşayamazdım, eşimin ölümü, kızımın benden kaçarak uzaklaşması, verdiğim yanlış kararlar ve yaptığım hatalar… Unutunca nefes alıyorum desem abartı olacağını zannetmiyorum. En iyisi korkmayı unutmak…

Arabası kapının önüne yanaşmıştı, kendisini görünce uzaktan el sallayarak kapıya yöneldim, kapıyı açtım ve gelmesini bekledim. “Merhaba Ferit Bey” dedi. Tokalaştık. “Şu bey lafını bırak bana abi de diye kaç kere söyledim sana”. “Alışkanlık işte, hava çok güzel dışarıda bahçedeki kamelyada laflasak” dedi. “Tamam, güzel olur, dışarıda bulduğum huzuru içeride bulamıyorum zaten, atıştırmalık bir şeyler alıp geliyorum hemen” deyip mutfağa yöneldim. Kendime hazırladığım tabağın aynısından Dilan’a da hazırlayıp bahçeye çıktım.  Oturduğu yerin tam karşısına geçerek oturdum. “E Ferit abi nasılsın görüşmeyeli, en son bıraktığım halden daha canlısın bugün, tekrar eski günlere dönüyoruz anlaşılan”. Onunla görüşmenin sabırsızlığımı belli etmek istemedim. Tek odakladığım şey bana anlatacaklarıydı. Kendimi hatırlıyordum onu görünce. Eski neşeli, rahat ve huzurlu günlerimi. Dilan’ ın dediği doğruydu. Ruhen olmasa da fiziki olarak biraz toparladım. Ama eski günlere dönebileceğimi hiç düşünmüyorum. “Evet, toparlanmaya çalışıyorum” dedim gülümseyerek, “Sen de git gide gençleşiyorsun, yaşlılık sende problem olmayacak anlaşılan, ha bide gözlerinin içi gülüyor, hep böyle kal sana yakışıyor” diyerek tamamladım sözlerimi. “Beni utandırma” dedi sert bir ifadeyle sonrasında gülümsedi ve elini cebine götürdü, bir beyaz zarf çıkardı ve bana uzattı. Hiçbir şey yazmıyordu üzerinde ve açılmaması için sıkıca yapıştırılmıştı. Ne olduğunu merak ediyordum, Dilan’ a baktım göz ucuyla, birkaç cümle söyledi sadece; “Abi, eskileri hatırlatacak, içerisinde ne yazdığını bilmediğim bir mektup, sana” “Kimden” diye sordum, duraksadı, bekledi biraz, sonra “Bu mektubu yanımda, mümkünse bugün açma” dedi. Sessizlik oldu uzun süre, bunu yapmaktaki amacı neydi, her geldiğinde üzüntümü ve pişmanlığımı dinlerdi, beni rahatlatacak şeyler söylerdi. Yaptığının bir açıklaması olmalıydı ama benim yanım ve bugün değil diyordu. “Evet” diyerek dağıttı düşüncelerimi, sonra daha sonra saatine baktı ve yetişmem gereken bir randevum var diyerek izin istedi. Kafam dağılmıştı. Gitmesini istemiyordum, anlayamamıştım, tamam fazla konuşmazdık ama bu kadar da soğuk değildik. Daha fazla mağdur etmemek için “Tamam, teşekkür ederim, her şey için” dedim.” Ve cebimden çıkararak benim için yaptığı masrafları karşılamalı için parayı uzattım. Her zamanki gibi yaptığı masrafın yarısı kadarını aldı ve geri kalan parayı geri iade ederek “Hoşça kal” dedi ve gitti…

Arkasından tekrar oturdum yerime, aklımdan hiçbir şey geçmiyordu. Her böyle gidişinde aynı duygular içerinde kalıyorum, yutkunuyorum ne bir kelime çıkıyor dudaklarımdan ne bir düşünce aklımda, boşluğa bırakıyorum kendimi. Biraz böyle kaldıktan sonra elimde mektupla, toparlanıp içeri geçtim. Mektubu açmak istiyordum, ama Dilan’ ın dediğine güvendiğim için yatak odama geçtim ve masamın üzerine bıraktım.

Oturma odasına geçtim, sakin ve dinlendirici müzikler dinliyordum, Ludovico Einaudi’ nin “Le Onde” parçasının bulunduğu kaseti taktım açtım sesini, oturdum koltuğuma. Aklıma ilk olarak yaşamak geldi, insanın yaşaması sadece vücudun sağlıklı ya da hastalıklı olarak ayakta durması ile doğru orantılı mıydı? Bilimsel olarak bunun cevabı tabi ki evet. Ama öldükten sonra yaşayanlar ve yaşarken ölenler bunun aksi yöndeki kanıtı değil miydi? Ben bunun kanıtı değil miydim? Meseleyi salt olarak yaşamaktan alıp bir insanın yaşaması ile özgürlüğü arasındaki bağlantıya getirmeye çalışıyorum, en azından öyle düşünmek istiyorum. Düşüncelerimi kontrol altına aldığım zamanlarda böyle yaparım. Aksi durumda düşüncelerim ağır acılar veriyor bana. George Orwell özgürlük hakkında “iki kere iki dört eder diyebilmektir, buna izin verilirse geresi gelir” diyor ama aradığım bu değil, yani özgürlüğünün başlangıcı değil sınırı önemli benim için.

İnsan eyleme dönüştüğü her davranışta özgür olmalı mı. Tabi ki bunun cevabı hayır. Sınırsız özgürlük hem birey ve toplum için tehlikeli bir kavramdır. Bazen insan özgürlüğü istese bile seçmez, seçemez, huzuru, mutluluğu, acıyı ve belki de ölümü seçer. Peki, bu sınırları kim belirler, toplum mu, kanun mu? Kanunların toplumu oluşturan ve toplum tarafından seçilen bireyler ya da topluluklar tarafından çıkarıldığı düşünüldüğünde bu sorunun cevabı her ikisi de olabilir. Bu olay bu kadar basit olmamalı, ayrıca kanunların canı cehenneme, şu an bu haldeysem ve başıma hiçbir şey gelmediyse bu kuralların yüzündendir, kurallar cezalandırmadı beni. Ama kuralların hâkimiyeti diğer tüm çıkış yollarından daha adil olanı olsa gerek. Herkese aynı hak ve cezaların verildiği düşünülen mükemmel işleyen bir sistem ile ilgili olarak konuşuyorum.

Kendi sesimin müziğin sesinin önüne geçtiğini hissediyordum. Yemek yemem gerekiyordu, bu akşam için dışarıda yemeye karar vermiştim önceden, hava güzel olduğu için üzerime açık mavi bir kot pantolon, spor bir gömlek ve ceket alarak çıktım dışarıya, gideceğim yer yakın olduğunu düşünerek yürümekte karar kıldım…

Gözyaşım  1

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s