Aziz Sahaf《üçüncü bölüm》

Ekranda akan kelimelerin ardından beş sene önce bankta oturan iki genç belirdi. O günü tekrar yaşıyor gibiydim. Olay akışı tamamen aynıydı, iki fark vardı, birincisi mekân farklıydı ikincisi gençlerin aklından geçenler seslendirilmişti. İnsanların zihnini okumayı hayatımda zaman zaman istemiş böyle bir durumun sonuçlarının ne olacağını hep düşünmüştüm.

Zihin, bir bilinç ve ya düşünce hali olarak tanımlanabilir. Kişiye hareket ve duygu veren insan zihni, kişinin karakterini meydana getirir. Yukarıda ifade ettiğimiz insan karakterinin temel taşı aslında zihinde oluşan olgu ve olayların toplamıdır diyebiliriz. İnsan zihnini okumak bazı insanlarca gerçekleştirileceği ifade edilse de benim gibi sıradan insanlar için aslında bu bir ütopyadan ibarettir. Aslında bu durumun gerçek olmasını istemezdim. Çünkü sevdiğim insanların zihinlerini okumanın onlarla olan ilişkime zarar vereceği açık ve net bir gerçektir.

Gencin aklından geçenlere bakılırsa çok yakın zamanda kötü bir haber aldığı kesindi. Yanındaki sevgilisi olan genç hakkında düşündükleri çok farklı duygular barındırıyordu.“Biliyorum seni bıraktığım için bana kızıyorsun, belki de bunu yapmamam gerektiğini düşünüyorsun, ama benim hep bir yanım eksik büyüdüm, onu bulmak zorundayım, ben onunla çok az zaman geçirdim, nasıl biri olduğunu, neye benzediğini bile bilmiyorum. Bir ormanda ağaç, gökyüzünde yıldız, kalabalık bir şehirde insan aramak gibi bir şey olsa da, bu yıllar sürse de onu bulmadan dönmeyeceğim, beni bekle diyemem sana ama beklemen için elimde olan her şeyi verirdim, ne olur zaman ver bana…” diyerek sustu. Genç kızın sesi duyulmaya başladı kulaklarımda“Yaptığını sonuna kadar destekliyorum, ben yanında götürmek istemiyorsun, onun bize zarar verdiğini biliyorsun, onu ben de bulup hesaplaşmak istiyorum, seni bekleyeceğime söz veriyorum kendime, ama ayrılığa alışmak zor olacak, umarım kısa zamanda bulursun onu, şu an kendimi çektiğim acıyı tarif etmek mümkün değil, keşke her şey bir rüyadan ibaret olsa, bırakmasan beni…”

Gençlerin ayrılmasını istemiyordum, o günde istemedim zaten. Ayrılık birbirinden uzak kalma, ayrı düşme anlamına gelmekte, kişiye verdiği acı tarif edilememektedir. Nazım Hikmet’in şu dizeleri tarif ediyor ayrılığın barındırdığı acıyı, “Ayrılık, demir çubuk gibi sallanıyor havada Çarpıyor yüzüme yüzüme, Sersemledim Kaçıyorum ayrılık kovalıyor beni Yolu yok elinden kurtulmanın Dizlerim kesildi, yıkılacağım. Ayrılık, zaman değil, yol değil; Ayrılık, aramızda bir köprü. Kıldan ince, kılıçtan keskin.”

Sonrasında ekran yavaş yavaş karardı ve kapandı, ışıklar söndü, karanlıklar içinde kaldım bir başıma, her şeyden habersiz durumda, ne demek oluyordu tüm bunlar, rüyada değildim hayır, her şey gerçekti tamamen. Işığın olmadığı bir yerde yaşamaya alışıktım aslında, düşünmek istediğim zaman odama geçer ışıkları kapatır, zihnim ve düşüncelerimle baş başa kalırdım. Sesin ve ışığın olmadığı ortamda insanın dikkatini dağıtacak hiçbir şey kalmıyor aslında, karanlığın ışığa gebe olduğunu düşündüğüm için karanlık her zaman ümidimi perçinlemiştir. Bulunduğum durum endişe edilecek gibi görünse de içimin rahat olması beni sevindiriyordu. Bir sıkıntıya düştüğümde ya da çok mutlu olduğumda Sultan Mahmut ile Garip Dervişin hikâyesi gelir aklıma ve kendime gelirim.

Zamanında büyük bir ülkenin Sultanı Mahmut, kendisi için çok farklı bir yüzük yapılmasını ister. Bu yüzüğü parmağına takıp baktığında, eğer mutsuz, ümitsiz ve müşkül durumda ise umudunu yeşertmesini, mutlu, keyifli ve iyi durumda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini, gaflet uykularına dalmaması gerektiğini hatırlatmasını istemiş. Ülkenin dört bir yanına haber salınmış, onlarca değerli, gösterişli yüzük yapılmasına rağmen Sultan bunların hiçbirinin istediği türde olmadığını belitmiş ve hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamamış. Bu olay garip ve bilge Dervişin kulağına gitmiş ve Derviş Sultanın adamlarına haber yollayarak kendisine ulaşmalarını ister. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir ve yüzüğün nasıl yapılacağını anlatır. Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur. Sultan ilk baktığında sade, gösterişsiz ve sıradan duran yüzük olduğunu anlar, ancak sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür, gülümser ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “Bu da geçer Ya Hû” yazmaktadır. Evet, işte tüm bu yaşananlar da aynen bu şekilde gelip ve geçecekti.

Zihnimde bunlar dolaşırken kapı yavaşça açıldı. İçeriye hızla yayılan ışığın gözlerimi kamaştırması sebebiyle kapıda beliren kişilerin yüzünü seçemiyordum. Gözlerimin ışığa alışmaya başlamasıyla birlikte ışıklar tekrar açıldı, yüzlerini seçebiliyordum artık, içimde bir ürperti belirdi, bu gerçek olmazdı, tanıdık olmalarının beni sevindirmesi gerekirken, tamamen şaşkınlık içerisindeydim. Beş sene önce bankta yan yana otururken gördüğüm, biraz önce ekranda canlanan ve konuşan gençler karşımda duruyordu…

Aziz Sahaf 1

Aziz Sahaf 2

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s